Ana KategoriDemiryoluHavayoluKarayoluSürdürülebilir Ulaşım

Sürdürülebilir Ulaşım ve Geleceğin Ulaşımı

Durum değerlendirmesi ve girişe giriş...

Her geçen gün daha büyük önem arz eden sürdürülebilirlik ihtiyacının ulaşım gündemini de belirleyeceği şüphe götürmez bir gerçek, bu anlamda gündemi en çok işgal eden başlıklar karayolu ve demiryolu ulaşımı olarak görünüyor…

Önce Mini bir hikaye ile geçmiş muhasebesi….

Londra ve New York gibi sanayileşmekte olan 19. yüzyıl şehirlerinde atlar, hem ulaşımda hem de kirlilikte kilit (ve gelişen) bir rol oynadı. 1860’larda, raylar üzerinde giden atlı tramvaylar klasik at arabalarına kıyasla daha çok rağbet görmeye başladı.

Atlı tramvaylar; atların daha az bir kuvvetle 20 kişilik araçları çekmesine izin verirken, yolcular için daha konforlu bir sürüş sundu. Dört saatlik vardiyalarda iki atla çalışan araç başına sekiz hayvana ihtiyaç vardı. Popülariteleri, şehir sokaklarına her zamankinden daha fazla gübre atılmasına ve dünyanın dört bir yanındaki şehirlerde yaşanan bir soruna yol açmaya başladı.

1870’lerde New York da yılda 100 milyondan fazla at arabası seferi gerçekleştirildi ve 1880’e gelindiğinde şehirde en az 150.000 at vardı. Bunlardan bazıları insanlar için ulaşım sağlarken, diğerleri trenlerden yükleri büyüyen metropolün içine ve çevresine taşımaya hizmet etti. At başına günlük 10 kg’dan her gün milyonlarca kilogram ve yılda yüzbinlerce ton at gübresi on milyonlarca litre atık oluşturdu. Bir süre gübre olarak ekonomik kazanç getirmesi sokakları temiz tutmuş olsa da zaman içerisinde kokulu pislik yığınları oluşmasına engel olamadı.

Zaman içerisinde sokaklarda hayatını kaybeden atlar ve pislik yığınlarına bağlı olarak türeyen milyarlarca sinek toplum sağlığını tehdit ederek hastalıkların yayılmasına sebep oldu.

Her ayın yılda üç tondan fazla yulaf ve saman tüketim ihtiyacının olması bu gıdanın temini için o günün koşullarında on milyonlarca dönümlük kırsal arazinin kullanımı anlamına geliyordu.

1900 lerin başlarına kadar çeşitli düzenleme ve uygulamalarla çözüm sağlanmaya çalışılsa da kalıcı çözüm elde edilemedi. Arazi fiyatlarındaki artışla birlikte at arabası ve atlı tramvay maliyetlerinin artması, yakın zamanda ortaya çıkan elektrikli tramvaylar ve içten yanmalı araç maliyetlerinin daha makul karşılanmasını da beraberinde getirdi. 1912 ile birlikte New York şehrindeki at sayısını geçen otomobil sayısı 1917 tarihinde at arabalarının hizmet dışı bırakılmasını sağladı.

Muhtemelen şehir sokaklarındaki at arabalarının yerine otomobillerin gelmesi ile, daha yaşanabilir, konforlu ve sürdürülebilir bir ulaşım altyapısı kazandığını düşünen toplum, çok uzun zaman geçmeden nihai çözüme henüz ulaşılamadığını, değişimin ve dönüşümün ulaşım alanında süreklilik arz etmesi gerektiğinin farkına varmış olsa gerek….

 

Peki Gelecekte Bizleri Ne bekliyor?

Konu bir hayli teferruatlı ama genel bir çerçeve çizip en azından giriş yapmış olalım…

Karayolu Ulaşımı

Günümüz büyükşehirlerinde karayolu trafiğinde yer alan otomobil başına düşen yolcu sayısı 2 yi bulmamaktadır. Gelecekte bireysel ulaşımda mevcut otomobil alışkanlıklarının yerini günümüzde de bazı örnekleri yer alan nispeten da sade ve küçük ulaşım araçlarının alması muhtemel. Büyük otomotiv üreticileri ve gelişmiş ülkeler fosil yakıt politikalarını bir bir açıklıyor ve dünya genelinde, elektrikli ve hidrojen yakıtlı araçlara yönelim olduğunu görüyoruz.

 Bununla birlikte “future car” konseptlerini ile gövde gösterisi yapan büyük otomobil üreticilerinin, araç üretiminde geri dönüştürülebilir malzeme kullanımını arttıracağı, otonom sürüş ve yazılım desteğine büyük ağırlık vereceği görülmektedir. Bir anlamda otomobil üreticileri, yazılım odaklı mobilite sağlayıcılara dönüşüm sürecinin hızlanması ve araçların donanımdan ziyade yazılım güncellemeleri ile değişmesi ve dönüşmesi planlıyor. Gelecekte araçlarımızda yer alacak yazılım ve elektronik paneller sayesinde iç ve dış tasarımında renk, desen, doku gibi bazı özelliklerinde değişiklikler yaparak yenileme imkanına sahip olabileceğiz.

Karayolu ulaşımının bir parçası olmakla birlikte, aslında çok uzun geçmişe dayanan tarihinin yanı sıra yakın geçmişte hayatımıza giren ve günümüzde isminden sıklıkla bahsettiren “mikro mobilite” teknolojilerinin kullanımının “sürdürülebilir ulaşım” hedefine ulaşmakta önemli bir rol alacaktır. Bu anlamda, günümüzdeki karışıklıklar giderilerek belirli hukuki ve altyapısal düzenlemelerin de hayata geçirilmesi ile elektrikli mikro mobilite araçları ve bisiklet kullanımının kent içi ulaşımdaki payının artmasına kesin gözüyle bakılıyor.

 Karayollarında trafik oluşmasının en önemli sebeplerinden biri de insan faktörü olarak görülmektedir. Bu anlamda otonom sürüş altyapısı ve teknolojisinin gelişmesi, otonom araçların yaygınlaşması ile karayolu trafiğinde sürücü hatalarına ve düzensiz reaksiyonlarına bağlı aksaklıkların önüne geçilerek akıcı trafiğin sağlanması muhtemel.

 

Hava ulaşımı

Gelişen drone teknolojileri ile “uçan arabaların” hayatımıza girmesine çok da uzun bir süre kalmamış gibi görünüyor. Ancak alışılmışın dışında bir hava trafiği yönetimi gerektirecek bu teknolojilerin ve altyapının sağlanması diğer kent içi ulaşım çözümlerine görece bir süre daha yaygınlaşması zor görülen çözümlerden biri.

Şehirler arası ulaşımda ise uçaklara güçlü bir rakip geliyor, her ne kadar istatistiksel olarak en güvenli ulaşım türlerinden biri olarak görülse de bir çok insan hava ulaşımını hala benimsememiş ve zorunlu durumlar haricinde tercih etmeme eyiliminde… Olumsuz hava koşullarının da etkisi göz önünde bulundurulduğunda yüksek hızla kara ve hatta demiryolu gibi karayolundan izole bir ulaşım alternatifi gündeme geldiğinde pekala hava yolu şirketlerini zorlayacaktır…

Gelecekte hava ulaşımının artık günümüzde ilk örneklerini görmeye başladığımız “uzay ulaşımı”na dönüşmesi de söz konusu olacaktır. Gezegenler arası ticari ulaşım için henüz zaman olduğu düşünülse de, dünya üzerindeki kıtalar arası ulaşımda yakın uzayın değerlendirilmesi pek ala mümkün…

  

Demiryolu Ulaşımı

En Güvenli ulaşım türlerinden biri olarak görülen ancak başta ülkemiz olmak üzere son yıllarda önemli projelere imza atılmış olsa da henüz yüksek hızlı demir yolu alternatiflerinde yeterince yaygınlaşamayan demiryolu yatırımlarına önem gösterilmesi ile birlikte özellikle şehirler arası yük ve yolcu taşımacılığında geçmişteki önemini güçlendirerek devam etmesi muhtemel senaryolardan biri.

Demiryolu tanımına uymasa da, izli bir sistem olması ve benzer teknoloji göstermesi münasebetiyle hyperloop teknolojisini bu kapsamda ele alırsak uzun mesafeli karayolu ulaşımında demiryolu/izli sistemleri açık ara öne taşıyacağı şüphe götürmez bir gerçek…

Peki ne yapmalı?

Eğer ulaştırma projelerine ilgi duyuyor ve kendini bu alanda geliştirmek istiyorsanız, “Sürdürülebilirlik” başlığını yabana atmayın hatta ana gündemlerinizden biri olarak tutun. Teknoloji bir çok alanda gelişiyor bunun ulaştırmaya etkilerini de pekala görüyoruz ancak yakın geleceğimizin en büyük sorunlarından birinin doğal kaynaklarımızın tükenmesi olduğu gerçeğini unutmamak gerekiyor. Böyle olmasa bile var olan kaynaklarımızı yok yere tüketmenin bir anlamı yok 🙂

Konuyla ilgili Geleceğin Bilimi Forumu kapsamında yapmış olduğum sunumu aşağıdaki görüntüleyebilirsiniz…

İsmail Ay

1989 yılında Konya'da doğdu. 2011 yılında İTÜ İnşaat Mühendisliği bölümünde tamamladığı lisans eğitimi sonrasında, 2014 Ulaştırma Mühendisliği yüksek lisans programını, 2021 yılında Anadolu Üniversitesi Web Tasarım ve Kodlama ön lisans eğitimini tamamladı. İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü Ulaştırma Mühendisliği Doktora programı tez çalışmasına ve İstanbul Üniversitesi Adalet ön lisans eğitimlerine devam etmektedir. 2012-2018 yılları arasında İBB iştiraklerinden Metro İstanbul AŞ.'de, 2018-2020 Yılları arasında Etüt Proje şefi olarak görev aldığı İSPARK AŞ.’de görev aldı. 2020 yılı itibari ile, APCO Altınok müşavirlik hizmetleri bünyesinde, Gayrettepe ve Halkalı-İstanbul Havalimanı projesinde kontrol şefi olarak görev almaktadır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu