Türkiye ve Dünyada Sürdürülebilir Ulaştırma Trendleri (2026)

Ulaştırma sektörü, küresel sera gazı emisyonlarının önemli bir kısmından sorumlu olmaya devam ediyor ve 2026 yılı, sıfır emisyon hedefleri açısından hem fırsatların hem de belirsizliklerin bir arada yaşandığı kritik bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Elektrikli araç pazarındaki rekor büyüme, Avrupa Birliği’nin sınırda karbon düzenlemesinin tam yürürlüğe girmesi ve Türkiye’nin 2053 net sıfır emisyon vizyonu doğrultusunda attığı somut adımlar, sektörün gündemini şekillendiren başlıca dinamikler arasında yer alıyor. Bu yazıda, küresel ölçekteki güncel gelişmeleri ve Türkiye’nin bu dönüşüme uyum sürecini teknik verilerle birlikte ele alıyoruz.
Ulaştırma Sektörünün Küresel Emisyon Tablosu Neden Bu Kadar Kritik?
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu’nun açıklamalarına göre, ulaşım sektörü küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 21,11‘ini oluşturarak dünyada üçüncü, yüzde 20‘lik payıyla Türkiye’de ise ikinci sırada yer alıyor. Bu oran, sektörün neden iklim politikalarının merkezinde konumlandığını açıkça ortaya koyuyor.
Net sıfır emisyon kavramı burada kritik bir ayrım içeriyor: Hedef, doğrudan salımların tamamen ortadan kaldırılması değil, salınan karbondioksitin çeşitli yollarla dengeye getirilmesidir. Bu nedenle uluslararası literatürde “sıfır emisyon” değil “net sıfır emisyon” ifadesi kullanılıyor. Sıfır emisyonlu araçların (elektrikli, hidrojenli vb.) yaygınlaştırılması, toplu taşıma sistemlerinin güçlendirilmesi, aktif Sürdürülebilir Hareketlilik modlarının teşviki ve yenilenebilir enerji kullanımının artırılması, bu alandaki en etkili stratejiler olarak öne çıkıyor.
2026’da Küresel Elektrikli Araç Pazarı: Rekorlar ve Yavaşlayan Bölgeler Bir Arada
Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) 2026 yılında yayımladığı Global EV Outlook raporu, elektrikli araç pazarının hem güçlü büyüme hem de bölgesel kırılmalar gösterdiği karmaşık bir tablo ortaya koyuyor.
2025 Yılı Performansı
Rapora göre elektrikli otomobil pazarı 2025’te yeni bir zirveye ulaşarak 2024’e kıyasla yüzde 20 büyüdü ve satışlar 20 milyonu aştı; elektrikli araçların toplam otomobil pazarındaki payı ise yüzde 25’e yükseldi. Bu, 2021’de Covid-19 pandemisinin ardından başlayan bir eğilimin devamı olarak, yıllık elektrikli araç satışlarının art arda beşinci kez yaklaşık 3,5 milyon adet arttığı anlamına geliyor. Sonuç olarak küresel otomobil filosunun yaklaşık yüzde 5’i artık elektrikli hale geldi ve bu araçlar 2025’te günde 1,2 milyon varil petrolün yerini aldı.
Bölgesel kırılımda dikkat çeken gelişmelerden biri de Türkiye. IEA verilerine göre Avrupa’daki en hızlı büyüyen elektrikli otomobil pazarlarından biri Türkiye oldu; satışlar 2024’e kıyasla iki kattan fazla artarak 2025’te yaklaşık 240.000 adede ulaştı. Elektrikli otomobiller 2022’de toplam satışların sadece yüzde 1’ini oluştururken, bu oran 2025’te yüzde 20’nin üzerine çıktı ve Türkiye, geçen yıl Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa’nın ardından Avrupa’nın dördüncü büyük elektrikli otomobil pazarı haline geldi. Bu veri, Türkiye’nin elektrikli araç dönüşümünde bölgesel ölçekte öne çıkan ülkelerden biri olduğunu somut biçimde gösteriyor.
2026 Öngörüleri ve Bölgesel Ayrışma
2026 yılı için tablo daha karmaşık bir görünüm sergiliyor. IEA’nın açıkladığı verilere göre 2026’nın ilk çeyreğinde Çin ve ABD’deki politika değişiklikleri nedeniyle küresel elektrikli otomobil satışları bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 8 geriledi; ancak bu genel düşüşün altında birçok ülke ve bölgede güçlü bir büyüme yaşandığı görülüyor. Avrupa’da satışlar yıllık bazda yüzde 30’a yakın artarken, Çin hariç Asya-Pasifik bölgesinde satışlar yüzde 80, Latin Amerika’da ise yüzde 75 yükseldi.
Buna karşın Kuzey Amerika’da tablo oldukça farklı: 2025’in son çeyreğinde ABD’deki yeni elektrikli araç satışları bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 45 azaldı ve vergi teşvikinin kaldırılmasıyla birlikte 2026’da elektrikli otomobil alımına yönelik kamu finansal desteğinin fiilen ortadan kalkması bekleniyor. Kanada’da da benzer bir tablo söz konusu; elektrikli otomobil satış payı, sübvansiyon programının sona ermesiyle 2024’teki yaklaşık yüzde 17 seviyesinden 2025’te yüzde 11’e geriledi.
Buna rağmen IEA’nın genel öngörüsü olumlu yönde: 2035 yılına kadar, herhangi bir yeni politika açıklaması olmasa dahi, küresel elektrikli araç filosunun (iki ve üç tekerlekli araçlar hariç) bugünkü yaklaşık 80 milyon adetten 510 milyona kadar yükselmesi öngörülüyor.
Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenlemesi Mekanizması (CBAM) ve Türkiye’ye Etkisi
2026 yılı, Avrupa Birliği’nin iklim politikalarında bir diğer önemli dönemeç. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), AB’nin “Fit for 55” (55’e Uyum) paketinin bir parçası olarak, AB’ye ithal edilen karbon yoğun ürünlere kademeli bir karbon maliyeti getiriyor.
Hukuki gelişmelere göre, 2025/2083 sayılı Tüzük kapsamında öngörülen temel yükümlülükler — de minimis muafiyetinin uygulanması, üçüncü ülkelerde fiilen ödenen karbon bedellerinin dikkate alınması ile akredite doğrulayıcıların yetkilendirilmesi dâhil — 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giriyor. Ancak CBAM sertifikalarının fiili satışına ilişkin hükümler daha ileri bir aşamaya bırakılmış olup, bu mekanizmanın 2027 yılı itibarıyla devreye alınması öngörülüyor.
Bu düzenleme şu an itibarıyla elektrik, demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre ve hidrojen/amonyak gibi organik kimyasalları** kapsıyor; ancak ulaştırma ve lojistik sektörü açısından da dolaylı ama önemli etkiler doğuruyor. Zira demir-çelik ve çimento gibi CBAM kapsamındaki ürünlerin taşınması, limanlardan sınır kapılarına kadar uzanan tüm lojistik zincirinin karbon ayak izini de doğrudan gündeme taşıyor. Türkiye açısından risk şu noktada yoğunlaşıyor: Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi (TR-ETS)‘nin, 7552 sayılı İklim Kanunu ile yasal zemini oluşturulmuş olsa da, henüz tam işlevsel hale gelmemiş olması, AB’ye ihracat yapan Türk üreticilerini sınırda ek maliyetlerle karşı karşıya bırakma riski taşıyor.
Ayrıca AB ETS’nin kapsamı da genişliyor: havacılık ve denizcilik sektörleri mevcut sistemin içine dahil edilirken, yeni ETS II düzenlemesi doğrudan karayolu ulaştırması ve ısınma yakıtlarını kapsayacak şekilde tasarlanıyor. Bu gelişme, Türkiye’nin AB ile entegre lojistik ve karayolu taşımacılığı yapan firmaları için orta vadede doğrudan maliyet etkisi doğurabilecek bir düzenleme olarak takip edilmeli.
Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon Vizyonu ve Ulaştırma Sektöründeki Somut Adımlar
Türkiye, 2021 yılında Paris Anlaşması’nı onaylayarak 2053 net sıfır emisyon hedefini resmen ilan etti. Bu hedef doğrultusunda ulaştırma sektörüne özgü çalışmalar hız kazandı.
Ulaşımda Net Sıfır Emisyon Yol Haritası Projesi
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, AB ile mali iş birliği kapsamında “Türkiye’nin Ulaşımda Net Sıfır Emisyon Yol Haritası Projesi”ni başlattı. Bakan Uraloğlu’nun ifadesiyle, bu proje tüm ulaşım türlerini kapsayacak şekilde 2053 yılına kadar sera gazı emisyonlarını sıfırlayacak somut politika hedefleri ve stratejiler geliştirmeyi; sektördeki karar alıcıların politika oluşturmasını destekleyecek bir emisyon modeli hazırlamayı ve kritik projeler için gerekli finansman modellerini ortaya koymayı amaçlıyor.
Somut Rakamlarla Elde Edilen Kazanımlar
Bakanlığın açıkladığı verilere göre alınan önlemler zaten ölçülebilir sonuçlar üretmeye başladı. Bakan Uraloğlu’nun aktardığına göre, yıllık yaklaşık 2 milyar 431 milyon litre akaryakıt tasarrufu elde edilirken, çevreye zarar veren araçların karbon emisyonu 5,27 milyon ton azaltıldı. Ayrıca Türkiye, karbonsuz havalimanı sertifikasına sahip en yüksek sayıda havalimanına sahip ülkeler arasında ikinci sırada yer alıyor.
Raylı sistem yatırımlarının emisyon azaltımına katkısı da somut biçimde ortaya konuyor: TBMM’de yapılan bütçe sunumunda Bakan Uraloğlu, sadece Marmaray projesiyle 62 milyon ton emisyonun engellendiğini belirtti. Son 23 yıllık dönemde ulaştırma alanına yapılan yatırımın büyüklüğü de dikkat çekici: bu süre zarfında gerçekleştirilen 290 milyar dolarlık yatırımla mobilite, lojistik ve dijitalleşme odaklı birçok proje hayata geçirildi.
Kurumsal ve Stratejik Çerçeve
Türkiye’nin iklim mimarisi, ulaştırma sektörünü doğrudan ilgilendiren iki temel belge üzerinden şekilleniyor:
- İklim Değişikliği Azaltım Stratejisi ve Eylem Planı (2024-2030): sanayi, enerji, binalar, ulaştırma, tarım, atık ve arazi kullanımı sektörleri ile adil geçiş ve karbon fiyatlandırma konularını kapsayan 49 strateji ve 260 eylem içeriyor.
- İklim Değişikliğine Uyum Stratejisi ve Eylem Planı (2024-2030): su kaynakları, tarım, kentsel dayanıklılık ve ulaştırma dahil 11 öncelikli sektörü kapsayan, 40 strateji ve 129 eylem içeren bir belge.
Türkiye’nin resmi hedefi, güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı (NDC 3.0) çerçevesinde netleşiyor: ülke, sera gazı emisyonlarını 2035 yılı itibarıyla 643 milyon ton CO₂ eşdeğeri ile sınırlamayı hedefliyor. Bu hedefe ulaşmak için gereken yatırım büyüklüğü de göz ardı edilemeyecek boyutta: 2053 net sıfır hedefi, mevcut eğilimlerin ötesinde enerji, binalar, sanayi, ulaştırma, tarım ve ormancılık sektörlerinde yıllık GSYH’nin en az yüzde 1,7’sine karşılık gelen ek yatırım gerektiriyor.
Kentsel Hareketlilikte Değişim: Sürdürülebilir Kentsel Hareketlilik Planları
Küresel ve ulusal ölçekli stratejilerin yanı sıra, kentsel ölçekte de önemli bir dönüşüm yaşanıyor. **Sürdürülebilir Kentsel Hareketlilik Planları (SKHP)**, kentsel alanlardaki bireylerin ve işletmelerin hareketlilik ihtiyaçlarını karşılarken çevresel etkiyi asgariye indirmeyi amaçlayan stratejik planlama araçları olarak öne çıkıyor.
Bu planların temel bileşenleri şu şekilde özetlenebilir:
- Toplu taşıma sistemlerinin entegrasyonu: Farklı ulaşım modları arasında kesintisiz aktarma imkânı sunan entegre bilet ve güzergah sistemleri.
- Bisiklet ve yaya dostu altyapı: Kent içi kısa mesafe yolculuklarda motorlu araç bağımlılığını azaltan fiziksel altyapı yatırımları.
- Mikro mobilite çözümleri: Elektrikli scooter, elektrikli bisiklet gibi kısa mesafe ulaşım araçlarının düzenlenmiş bir hukuki çerçevede yaygınlaştırılması.
- Elektrikli araç teşvikleri: Şarj altyapısının genişletilmesi ve toplu taşıma filolarının elektrifikasyonu.
- Paylaşımlı taşımacılık modelleri: Araç paylaşımı ve bisiklet paylaşım sistemlerinin kentsel ulaşım ağına entegrasyonu.
Avrupa genelinde her yıl 16-22 Eylül tarihleri arasında düzenlenen **Avrupa Hareketlilik Haftası**, bu dönüşümün toplumsal farkındalık boyutunu güçlendiren önemli bir platform olarak öne çıkıyor. 2002 yılından bu yana düzenlenen etkinlik kapsamında, yerel ve merkezi yönetimler vatandaşları bisiklet kullanımına, yürümeye, toplu taşımaya ve araç paylaşımına yönlendirerek karbon ayak izinin azaltılmasına katkı sağlıyor.
Sektörün Önündeki Temel Zorluklar
2026 yılı verileri, sürdürülebilir ulaştırmaya geçişin düz bir çizgide ilerlemediğini de gösteriyor. Aşağıdaki başlıklar, sektörün önümüzdeki dönemde çözmesi gereken temel meseleler olarak öne çıkıyor:
1. Politika Desteğinin Bölgesel Dengesizliği
ABD ve Kanada örneğinde görüldüğü gibi, vergi teşviklerinin kaldırılması elektrikli araç talebini doğrudan olumsuz etkileyebiliyor. Bu durum, sürdürülebilir ulaştırma dönüşümünün büyük ölçüde kamu politikalarına bağımlı kaldığını ortaya koyuyor.
2. Tedarik Zinciri ve Ticaret Politikası Riskleri
Çin merkezli elektrikli araç üretiminin küresel pazardaki ağırlığı, ticaret politikalarındaki değişikliklere karşı sektörü kırılgan hale getiriyor. 2025’te dünya genelinde yaklaşık 22 milyon elektrikli otomobil üretildi ve bunun yaklaşık dörtte biri büyük üretim ve talep merkezleri arasında ticarete konu oldu; Çin ise küresel toplamın yaklaşık yüzde 75’ini ve yüzde 40’ını yakalayarak elektrikli otomobil üretimi ve ticaretinin en büyük merkezi olmaya devam ediyor.
3. Karbon Fiyatlandırma Mekanizmalarının Eksikliği
Türkiye özelinde, TR-ETS’nin henüz tam olarak devreye alınmamış olması, CBAM kapsamındaki sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçı firmaları rekabet dezavantajına maruz bırakma riski taşıyor. Bu durum, ulaştırma sektörüyle iç içe geçmiş lojistik ve tedarik zinciri maliyetlerini de dolaylı olarak etkileyebilir.
4. Şarj ve Yakıt İkmali Altyapısının Yetersizliği
Elektrikli araç filosunun büyümesi, orantılı bir şarj altyapısı yatırımı gerektiriyor. Özellikle şehirlerarası karayolu güzergahlarında ve ticari araç filolarında hızlı şarj istasyonu yoğunluğunun artırılması, sürdürülebilir hareketliliğin önündeki en somut fiziksel engellerden biri olmaya devam ediyor.
Sonuç: 2026 Sonrası İçin Ne Bekleniyor?
2026 yılı, sürdürülebilir ulaştırma alanında hem iyimser hem de temkinli bir tablo çiziyor. Küresel ölçekte elektrikli araç satışlarının 23 milyona ulaşarak toplam otomobil satışlarının yaklaşık yüzde 28’ini oluşturması bekleniyor; bu da sektörün genel yönünün net biçimde elektrifikasyona doğru olduğunu gösteriyor. Ancak ABD ve Kanada örneklerinde görülen politika kaynaklı yavaşlama, dönüşümün doğrusal ve garantili bir süreç olmadığını hatırlatıyor.
Türkiye açısından tablo nispeten olumlu: Elektrikli araç pazarındaki hızlı büyüme, Marmaray gibi büyük ölçekli raylı sistem yatırımlarının somut emisyon azaltım katkısı ve 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda oluşturulan kurumsal strateji belgeleri, ülkenin bu dönüşüme aktif biçimde katılım gösterdiğini ortaya koyuyor. Bununla birlikte, CBAM’ın 2026’da tam yürürlüğe girmesi ve TR-ETS’nin henüz olgunlaşmamış olması, önümüzdeki dönemde yakından takip edilmesi gereken kritik bir risk alanı olarak duruyor.
Sürdürülebilir ulaştırmaya geçiş, tek bir teknolojiye veya politikaya indirgenemeyecek kadar çok boyutlu bir dönüşüm süreci. Elektrikli araçlardan raylı sisteme, karbon fiyatlandırmasından kentsel hareketlilik planlamasına kadar uzanan geniş bir yelpazede atılacak eş zamanlı adımlar, hem Türkiye’nin hem de dünyanın net sıfır emisyon hedeflerine ulaşmasındaki belirleyici faktör olacak.
—
Kaynaklar: T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (iklim.gov.tr), Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Global EV Outlook 2026, TBMM Resmî İnternet Sitesi, T.C. Ticaret Bakanlığı, EY Türkiye ve ulastirma.info arşiv içerikleri.*




